Yaşamın Altın Sözleri

''Terk edenler asla kazanmaz.
Kazanan asla terk etmez.Bazı insanlar keyifle ıslak çalar. Hayatları muhteşemdir.Bazıları durmandan ağlar ve inler..Ben çocuklara hep aynı şeyi söylerim...Şikayet etmeyin ,itham etmeyin,açıklamaya çalışmayın..
Hayatın sloganı asla bırakmayacaksın'dır.Çoğu terk edişimizde, zafere bir kaç adım kaldığının farkında bile olmayız.Başarı yarışmanın kendisinden bir saniye daha fazla dayanabilirsek bizimdir.''

McDonald Valentine

25 Temmuz 2010 Pazar

Referandum

   Bundan önce tam 5 kez referandum  için sandık başına giden Türk Milleti; 6. kez Anayasa değişikliğine evet ya da hayır demek için gidiyor. Aylardır tartışılan konu, her kesimden uzmanlar ve siyasiler tarafından kamuoyunu meşgul ediyor. Ancak, medya iletişim araçlarının çoğalması ve internetin de yaygınlaşmasıyla ortaya ''bilgi kirliliği'' dediğimiz , yeni bir kavram çıkıyor. Hukukçular , siyasiler  ve '' uzmanlar''  anayasa üzerine birbirinden farklı bilgiler ve yorumlar ortaya atıyorlar. Tabi ki haliyle de oy verecek olan bizlerin kafası da iyice karışıyor. Biz neye evet ya da hayır diyeceğiz? Sandıktan çıkan sonuç bize ne gibi faydalar sağlayacak? Ya da bizi daha demokrat mı yapacak? Bu gibi sorular manidar bir şekilde 12 Eylül darbesiyle aynı gün yapılan referanduma az bir süre kala
kafamızda netleşmesi gereken ya da en azından bilgi sahibi olmamızı gerektiren sorular. Sonuçta bu değişikliğin kararını vereceksek, sonuçlarını da bilmemiz gerekiyor.

Oylanacak maddeler hakkında en son Anayasa Mahkemesi tarafından çıkan karar ''kısmi iptal'' idi. CHP'nin taslağın tamamı hakkında ki iptal başvurusu reddedildi. Bunun yerine Anayasa Mahkemesi bir kaç maddenin fıkralarında değişiklik yaptı.Burada uzun uzadıya değişiklikleri ve maddeleri sıralayıp yorum yapmayacağım çünkü
yeterince kafamız karışmış vaziyette.

Benim asıl dikkat çekmek istediğim konu, evet biz insanları dinliyoruz belki haberlerde , tartışma programlarında ancak bu değişiklik hakkında ne kadar bilgi sahibiyiz? Daha doğrusu başkalarının fikirlerini ve söylevlerini dinleyerek belki bir karar verebiliriz ancak bu karar gerçekten bizim kararımız olabilir mi? Bu oylamanın şekli her ne kadar demokratik gözükse de , sandık başında kaçımız vicdanı ve aklı hür olarak oy verebileceğiz? Benim kastettiğim başkaları tarafından baskı altına alınmak değil, kendi yaşayışımızı , geleceğimizi etkileyecek olan bir konu da ne kadar duyarlıyız? Bu değişikliğin hukuki bir metin olduğu açık ancak bu metinde yazanların bize getirisi ve götürüsü hakkında fikir sahibi olmak için hukukçu ve ya uzman olmak gerekmiyor. Kulaktan dolma bilgilerle oy vermektense yapılan değişikliklerin, çıkarılan ve eklenilen maddelerin tamamını okuyarak tartışmaları daha bilinçli dinleyebilir ve daha sağlıklı kararlar verebiliriz. Eğer tam metni okumayanlar varsa ya da tekrar okumak isteyenler varsa internetten bulabilirler.

Karar ne olursa olsun hepimiz için en doğru ''seçim'' olmasını temenni ediyorum.
Son söz: ''Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun; istiklalden mahrum bir millet, medeni insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık sayılamaz.''
M. Kemal ATATÜRK

16 Temmuz 2010 Cuma

SINIRI AŞMAK


Sistemler genel olarak bir yapıyı oluşturan tüm parçaların işleyiş biçimlerinin açıklamalarıdır. Sistem genel olmaktan çok parçaların teker teker ele alınmasıyla meydana gelen büyük resimdir. Ancak her resimdeki gibi bakanın nereye baktığı ve odaklandığı meselesi  sistemleri  evrensel boyutlardan göreceli boyutlara taşır. Bu görecelilikten ötürü meydana gelen farklılıklar sistemleri karmaşık ve anlaşılmaz kılar aynı bu paragrafın yaptığı gibi...
Evet yukarıda ki paragraf anlaşılmaz ve karışıktır çünkü aslında anlatılmak isteneni daha kolay kelimeler ve net cümleler dururken , anlaşılması güç  bir karmaşıklıkla açıklamıştır aynı tüm dünyada ki sistemlerin insanlara yaptığı gibi...
Hayatın karmaşık ve güç olduğunu düşünenler muhtemelen kendilerine göre haklılardır , çünkü o karmaşayı yaratan da kendileridir. Her gün hayatlarımızı daha da iyi yaptığına inandığımız şeylerin aslında bizlerden ne kadar vakit çaldığını düşündük mü?  Ya da hayatlarımızı ne kadar güç duruma soktuğunu?  Düşünmedik ve düşünmüyoruz çünkü biz onları yapmaya programlanmış gibi her gün  onları tekrar etmek zorundayız ve bu da bizim sahip olduğumuz en önemli şeyi ; düşünmemizi engelliyor. Bizi kayıtsızlaştırıyor ve birer makine gibi davranmamıza yol açıyor.
Devletin en üst kademesinden başlayarak ,  yasalar , kurallar , zorlamalar, ödevler ve mecburiyetler bizi görünürde olmayan demir parmaklıklar ardında bırakıyor. Özgür olduğunuzu düşündüğünüz yer aslında sizin hapisaneniz olmuş haberiniz olmuyor.
Psikolojide bunu test etmek için bir deney yapılmış ; bir grup çekirgeyi kavanoza koymuşlar ve  kavanozu ısıtmaya başlamışlar belli bir sıcaklığa ulaştığı zaman bütün çekirgeler zıplayarak kavanozdan çıkmayı başarmışlar..Sonraki deneyde yine kavanoz ısıtılmaya başlanmış ancak bu kez üstüne şeffaf bir kap konmuş.Çekirgeler kavanozdan çıkmaya çalıştıklarında bu kez şeffaf engele çarpmışlar ve bir süre sonra vazgeçmişler.. 3. Deneyde ise bu kez engeli kaldırmışlar ancak çekirgeler bir önceki deneyden şeffaf engele şartlandıklarından engel varmış gibi zıplamaya başlamışlar.Böylece ilk deneyde kavanozdan çıkabilen tüm çekirgeler son deneyde engel varmış gibi zıpladıklarından hiçbiri kavanozdan çıkamamış.
 
İşte hayatta da hepimizin böyle görünmeyen sınırlar çizmesi ve o sınırların dışına çıkmamakta ısrar etmesi  yapabileceklerimizi engelliyor.
Sistemler de kendimize koyduğumuz sınırlar gibi , bize sınırlar ve kurallar koyar. Çoğumuzu olmak istemediğimiz kalıplara ve kişiliklere sokuyorlar.  Ancak asıl ironi de bu noktada durmaktadır. Sistemleri yaratanlar zaten insanların kendisidir.  Başkalarının kendilerine biçtiği rolü daha uygun gören ve o senaryoya göre hayatlarını devam ettiren kişiler ne kadar özgürdür? Ne kadar kendileri olamayı başarabilmişlerdir?
Çoğumuz bize şunu yapmalısın , sen ancak şu olabilirsin gibi lafları söyleyen anne/baba, arkadaş ya da tanıdıklar tarafından yönlendirilmemize izin veririz, tabi ki belli bir noktaya kadar tecrübesi ve bilgisi olan kişiler dinlenmelidir, ancak önce kendimize şu soruyu sormakla başlamalıyız: Ben ne yapmak istiyorum?  Sizin ne kadar olduğunuzu ve ya kim olduğunuzu belirleyecek unsurlar çevreniz değil bizzat kendinizsiniz. Ancak bunu kavrayabildiğimiz ölçüde kendimiz olabiliriz,  özgür olabiliriz ve sınırları aşabiliriz.
Son söz:  Başkalarının kusurlarından bahsedeceğiniz  zaman ; kendi kusurlarınızı hatırlayın , o zaman buna hakkınız olmadığını anlayacaksınız. 
Hz. Muhammed

3 Temmuz 2010 Cumartesi

Eğitim (siz)siniz

Bir yarışma var televizyonda; herkes hangi konuda yeteneği varsa(!) çıkıp sergiliyor, 7 yaşındaki çocukta çıkıyor, 70 yaşındaki dede de, hepsinin ortak bir amacı var; yaptıkları ne kadar farklı olursa olsun ödülü kazanmak için uğraşıyorlar.Bir de jüri var; onlarda çıkan yarışmacıların ne kadar yetenekli olduğuna(!) karar veriyorlar. Yaptıkları gösteri her ne ise top sektirmek, şarkı söylemek ve ya dans etmek ona göre değerlendirilip yarışmada kalıp kalmayacakları kararlaştırılıyor. Yarışmanın adı da: Yetenek (siz)siniz.
Bu (siz) i özellikle böyle yazıyorum çünkü yarışmayı düzenleyen çok kurnazca mesajını daha yarışmanın başlığında veriyor zaten: İyi tamam buraya geliyorsunuz ödül kazanmak istiyorsunuz ama zaten bir yeteneğiniz yok olsa bile işe yarar bir şey olmadığı belli diyor.
Bende eğitim sistemimizi bu yarışmaya benzetiyorum aynen; milyonlarca genç daha çocukluklarını yaşayamadan bir yarışmanın ortasına atılıyorlar; yarışma da eğitim (siz)siniz. Her sene kollarından, bacaklarından çekiştirilip dershanelere, özel hocalara götürülüyorlar, ellerinde oyuncakları olması gerekirken , birer  test kitabı var.
Yanlış anlaşılmasın ben eğitim karşıtı değilim, hatta sınav karşıtı da değilim. Ben boş bilginin, ezberci zihniyetin ve çoktan seçmeli bir eğitimin karşısındayım. Neden mi? Nedeni ne çocukların çocukluğunu yaşayamadığı için , ne de ailelerin paralarını akıttıkları ve çocuklarını yarış atı gibi kullandıkları için. Aslında nedeni açık: Bu eğitim sisteminin boş ve düşünmeyen beyinler  yarattığı için karşısındayım. Yıllardır dile getirilen ve değişmesi gerektiği söylenen sistem sınavları katlanarak devam ediyor, hem de her sene olması koşuluyla; gerçi 6. ve 7. sınıflar için  kaldırılacağı söylendi ama zaten neden konmuştu ki?! Bu karmaşada en çok eleştirilen ise dershane yönetimleri oldu; iyi de okullarda  ne eğitimi veriyorsunuz da bu kadar dershane ve özel hoca türedi? Kimse kendine bu soruyu sormuyor.
Daha 12-13 yaşında sınav stresinden uykusuzluk çeken mi, saçları dökülen mi yoksa maalesef ölen mi, bunlar herhalde sadece bize özel bir durumdur. Her şey bir kenara, ben harcanan o kadar gence acıyorum, bu çocukların ne yapabildiği, neyi sevdiği ya da sevmediği sorulmadan, araştırılmadan ortaya karışık bir sınav koyuyorlar ve eğitimlerini ölçüyorlar hem de günlerle değil sadece saatlerle yapıyorlar bunu. Buna hakları var mı bilemem ama o çocukların haklarını ödeyemeyeceklerini biliyorum.
Sistemde ki hata aslında en baştan başlıyor; eğitilmemiş eğitimcilerden. Bu çocukların ders ve test eğitiminden önce  rehberlik eğitimine ihtiyaçları var, hangi konularda iyi hangi konularda yetenekli ve hangi konularda daha çok ilgilerinin olduğunu ölçmesi gereken bir kuruma. Belki ancak böylelikle gençlerimiz sınavlarda toplama ve çıkarma yapamama acizliğinden kurtulurlar.Mesela bir matematik dersi eğer en baştan sadece rakamlardan ve şekillerden ibaret olmayan bir ders olarak anlatılsa, aslında hayatın kendisinin bir matematik olduğu gösterilse, hayatlarında ki her şeyin sayılarla alakalı olduğu anlatılsa  bu kadar korkunç gözükmeyecek.
Son söz:
Söylediklerinize dikkat edin, 
düşüncelerinize dönüşür..
Düşüncelerinize dikkat edin,
duygularınıza dönüşür..
Duygularınıza dikkat edin,
davranışlarınıza dönüşür..
Davranışlarınıza dikkat edin,
alışkanlıklarınıza dönüşür...
Alışkanlıklarınıza dikkat edin,
değerlerinize dönüşür...
Değerlerinize dikkat edin,
karekterinize dönüşür...
Karekterinize dikkat edin,
Kaderinize dönüşür.

Mahatma Ghandi