Toplumun içinde yaşayan
bireylere nefret üzerine nasihat verilirken, bunun yok edici bir güç gerçeği olduğu anlatılır. Nefret, insanın iyiye olan gidişatını engelleyen, sevgiyi yok eden
bir duygudur denilir. Nefret güçlüdür ve o zincirlere
bağlanması gereken vahşi bir hayvan gibi tasvir edilir, yoksa etrafına zarar verecektir.
Nefreti
anlamak için, ona çanak tutan unsurlara bakmak gerekir; nefreti yaratan
genellikle dışlanma, ihanet, yalnızlık,ezilme ve sömürülme gibi aşağılayıcı
etkiler yaratan davranışlara maruz kalmaktır. İtici bir güç olmadan bir diğeri de oluşmaz.
Akıl olarak noksan ve hasta kişileri ayrı tutarsak, sağlıklı ve düşünen
bireylerin birbirlerinden nefret etmelerini bir tür üstünlük savaşı olarak da
yorumlayabiliriz. Aşağılık kompleksi dediğimiz
ve kişilerin kendilerini yetersiz hissetmelerinden kaynaklanan nefret,
topluma aşılandığı sürece sağlıklı düşünen ve hareket eden birey sayısı da
azalacaktır. Ancak kişisel ölçekte nefret, psikolojik unsurlarla daha fazla ilişkilidir.
Yaşanan travmalar ve üzücü olaylar
zamanla unutulsa da genelde kapanmayacak yaralar açar. Kişi ona geçmişte yaşadığı bu olayları hatırlatan her
şeye karşı düşman olabilir. Bu giderilemeyen psikolojik etmenler kişiyi nefretle iç içe yaşamaya itecektir. Nefretin
bastırılması, kin ve intikam duygularını daha fazla tetikler. Bastırılan her
duygu ve düşünce, bir yanardağın alevlerini içinde toplaması gibi daha da
körüklenerek devam eder ve kaçınılmaz olarak zamansız patlamalar ve nevrozlarla
su yüzüne çıkar. Kişi nefret ettiği obje
ve ya fikre karşı gelemiyorsa , etrafında ki her şeyden intikam almak ister.
Nefretin saklanması gereken bir duygu olduğu ve iyiye yöneltilmesi gerektiği
söylevleri aslında kişileri daha fazla hasta etmekten başka bir işe yaramaz.
Nefret, yerinde ve yöneltilmesi gereken obje ve ya kişiye karşı kesinlikle
açığa çıkarılmalıdır. Nefret geçici bir durumdur, ve saklanmaması gerekir.
Nefret insani bir duygudur, hissedilmesi ve özümsenmesi gerekir. Aksi şekilde
davranmak, her şey yolunda ve iyiymiş gibi yapmak intikam duygularını azdırır,
doğal olmayan her sevgi ve şefkat gösterisi, her alçak gönüllü yapmacıklık,
altında ki kötülüğü biraz daha artıracaktır. Duygular her ne yönde olursa olsun
saklanmamalı ve gösterilmelidir çünkü duygular sürekli değişkendir, zamanla
azalır ve ya çoğalırlar ya da tamamen kaybolurlar. Belki de saf sevgiyi
hissetmenin yolu gerçek nefretin dışa vuruluşundan geçer. Nefret demek şiddet
ve ya benzeri davranışlara yönelmek değildir, nefret bazen haksızlığa karşı
verilen en içten tepki olabilir.