Yaşamın Altın Sözleri

''Terk edenler asla kazanmaz.
Kazanan asla terk etmez.Bazı insanlar keyifle ıslak çalar. Hayatları muhteşemdir.Bazıları durmandan ağlar ve inler..Ben çocuklara hep aynı şeyi söylerim...Şikayet etmeyin ,itham etmeyin,açıklamaya çalışmayın..
Hayatın sloganı asla bırakmayacaksın'dır.Çoğu terk edişimizde, zafere bir kaç adım kaldığının farkında bile olmayız.Başarı yarışmanın kendisinden bir saniye daha fazla dayanabilirsek bizimdir.''

McDonald Valentine

20 Aralık 2011 Salı

Nefretin ateşleyici gücü: İntikam gerekli midir?



Toplumun içinde yaşayan bireylere nefret üzerine nasihat verilirken, bunun yok edici bir güç gerçeği olduğu anlatılır. Nefret, insanın iyiye olan gidişatını engelleyen, sevgiyi yok eden bir duygudur denilir. Nefret güçlüdür ve o zincirlere bağlanması gereken vahşi bir hayvan gibi tasvir edilir, yoksa etrafına zarar verecektir. 
Nefreti anlamak için, ona çanak tutan unsurlara bakmak gerekir; nefreti yaratan genellikle dışlanma, ihanet, yalnızlık,ezilme ve sömürülme gibi aşağılayıcı etkiler yaratan davranışlara maruz kalmaktır. İtici bir güç olmadan bir diğeri de oluşmaz. Akıl olarak noksan ve hasta kişileri ayrı tutarsak, sağlıklı ve düşünen bireylerin birbirlerinden nefret etmelerini bir tür üstünlük savaşı olarak da yorumlayabiliriz. Aşağılık kompleksi dediğimiz  ve kişilerin kendilerini yetersiz hissetmelerinden kaynaklanan nefret, topluma aşılandığı sürece sağlıklı düşünen ve hareket eden birey sayısı da azalacaktır. Ancak kişisel ölçekte nefret, psikolojik unsurlarla daha fazla ilişkilidir. Yaşanan travmalar ve  üzücü olaylar zamanla unutulsa da genelde kapanmayacak yaralar açar. Kişi ona  geçmişte yaşadığı bu olayları hatırlatan her şeye karşı düşman olabilir. Bu giderilemeyen psikolojik etmenler kişiyi  nefretle iç içe yaşamaya itecektir. Nefretin bastırılması, kin ve intikam duygularını daha fazla tetikler. Bastırılan her duygu ve düşünce, bir yanardağın alevlerini içinde toplaması gibi daha da körüklenerek devam eder ve kaçınılmaz olarak zamansız patlamalar ve nevrozlarla  su yüzüne çıkar. Kişi nefret ettiği obje ve ya fikre karşı gelemiyorsa , etrafında ki her şeyden intikam almak ister. Nefretin saklanması gereken bir duygu olduğu ve iyiye yöneltilmesi gerektiği söylevleri aslında kişileri daha fazla hasta etmekten başka bir işe yaramaz. Nefret, yerinde ve yöneltilmesi gereken obje ve ya kişiye karşı kesinlikle açığa çıkarılmalıdır. Nefret geçici bir durumdur, ve saklanmaması gerekir. Nefret insani bir duygudur, hissedilmesi ve özümsenmesi gerekir. Aksi şekilde davranmak, her şey yolunda ve iyiymiş gibi yapmak intikam duygularını azdırır, doğal olmayan her sevgi ve şefkat gösterisi, her alçak gönüllü yapmacıklık, altında ki kötülüğü biraz daha artıracaktır. Duygular her ne yönde olursa olsun saklanmamalı ve gösterilmelidir çünkü duygular sürekli değişkendir, zamanla azalır ve ya çoğalırlar ya da tamamen kaybolurlar. Belki de saf sevgiyi hissetmenin yolu gerçek nefretin dışa vuruluşundan geçer. Nefret demek şiddet ve ya benzeri davranışlara yönelmek değildir, nefret bazen haksızlığa karşı verilen en içten tepki olabilir. 

11 Aralık 2011 Pazar

Parasal Sistem Üzerine

           ''Para dediğin nedir ki bir kağıt parçası işte'' sözü klişeleşmiş, paranın aslında ne kadar gereksiz bir araç olduğuna atıfta bulunmak isteyenlerin, belki de bir kaçış arayanların sözüdür. Para önemlidir, önemsiz olduğu iddiası en azından bu sistem içerisinde geçersiz bir sav olarak kalır. Sabahtan akşama kadar yaptıklarınızı bir düşünün, yediklerinizi, telefon konuşmaları, toplu taşıma araçları,kıyafet,bilgisayar,internet ya da benzin. Para olmadan bunların hiçbirine ulaşamazsınız. Peki hiç para diye bir kavramın olmadığını düşünebiliyor musunuz? Sabah bakkala girip ekmeğinizi,gazetenizi alıp çıktığınızı, benzin istasyonunda para ödemeden benzin aldığınızı ya da kocaman bir alışveriş merkezinde dilediğiniz kadar kıyafet ve diğer eşyaları elinizi kolunuzu sallayıp alıp gittiğinizi? Ne karmaşa olurdu değil mi? Yağmadan beter bir durum.Peki ya toplum? Şu anki sistem de muhtemelen bu durum bir kaç gün devam ederdi sonrası  dünya savaşı olurdu.

           Aslında paranın hiç olmadığı bir dönem vardı, Lidyalılar bu laneti!!! keşfetmeden çok önce gelişmemiş bir ekonomisi olan dünyada kullanılan sistem değiş tokuştu. Yani, balık tutan birisiyle, tarla eken buğday yetiştiren bir diğeri, ellerinde ki bu malları değiş tokuş ederek yaşıyorlardı. Kim ne üretiyorsa,çalışıyorsa o miktarda değiş tokuş edebilirdi. Bu aslında mantıklı bir sistemdi, belki böyle olması gerektiğini düşünenler yine vardır ancak bu sistemde ki sorun hangi malın ne karşılığında ne kadar ettiği tam olarak hesaplanamıyordu, bu da beraberinde kimin daha çok emek harcadığı ya da hangi malın diğerine görece daha değerli olduğu problemlerini beraberinde getirdi. İşte bu noktada, devreye madeni para dediğimiz, değerli madenler girdi. Bir süre sonra insanlar madeni paraları kullanarak alışveriş yapmaya başladılar. Bu madeni paralar gümüş,sikke ve altın şeklinde kullanılıyordu, şu anki sistemde de değerli olan madenler. Ancak maliyeti düşük kağıt paraların kullanılması her ne kadar 7yy başlarında Çin'de olsa da bugünkü sisteme şeklini veren kağıt para 17yy sonlarında Amerika'da basıldı. Böylece bugün para olmadan her şeyin çökeceği bir noktaya geldik.


               Şimdi bu durumu tersine çevirmek isteyen bazı  kişilerin ütopik fikirleri, ekonominin esas ilkesi olan kıt kaynakların kullanımını reddediyor.Sebep oldukça basit; aslında söylenildiği gibi kaynakların kıt olmadığını, ancak kıt gösterilerek tüketimin devam ettirildiğini söylüyorlar. Her ne kadar, doğanın sınırlı olduğunu düşünsek de, kaynakların kıt olduğu bir bakıma yanlış ve bu dünyada ki herkese yetecek kadarı mevcut.  Endüstriyel kirlilik, kimyasal atıklar ve bunlara bağlı karbon gazı salınımının ortaya çıkardığı sera gazı etkisi, belki de parasal sisteme en büyük darbeyi çevre vuracak gibi gözüküyor. Çevreye verilen tahribat ve teknolojiyle birlikte sağlıksız ortamların çoğalması (baz istasyonları, kansere sebep olan ve radyasyon yayan cihazlar) ekonomik dengeleri değiştirecek mutlaka. Kar ve tüketimden başka bir şey düşünmeyen devlet ve şirketler bir zaman sonra başa çıkamadıkları çevresel problemlerden ötürü, üretim sistemlerini ve kapasitelerini değiştirmek zorunda kalacaklar. Ben bunun parasal sistemi çok fazla etkileyeceğini sanmıyorum ancak sürdürülebilirlik konusunda sistemin bu şekilde devam etmesi imkansız gözüküyor. Genel kanının aksine, benim fikrim, gelecekte birçok ham madde ve ürün fiyatında ciddi düşüşler yaşanacağı yönünde. Çünkü şirketlerde bir gün aynı sistem kendilerini ezmeye başladığında bu kısır döngüden vazgeçmek zorunda kalacaklar.

              Dünyanın bir çok ülkesinde ve Avrupa'da yaşanan istikrarsızlık, parasal sistemin ne kadar çarpık olduğunun bir göstergesi aslında. Parasız bir sistem ne kadar uçuk ve hayali  gözükse de, aslında şu anki parasal sistem de aynı hayaller üzerine inşa edilmiş bir yapı. Ancak bunu fark edemiyoruz, bu sistemin içinde doğup büyüyen ve ölen bireyler olarak bundan başka bir dünya hayal edemiyoruz. Belki de biraz bizimde hayal gücümüzü çalıştırıp, olan bitene farklı bir yerden bakmaya ihtiyacımız vardır.

9 Aralık 2011 Cuma