Yaşamın Altın Sözleri

''Terk edenler asla kazanmaz.
Kazanan asla terk etmez.Bazı insanlar keyifle ıslak çalar. Hayatları muhteşemdir.Bazıları durmandan ağlar ve inler..Ben çocuklara hep aynı şeyi söylerim...Şikayet etmeyin ,itham etmeyin,açıklamaya çalışmayın..
Hayatın sloganı asla bırakmayacaksın'dır.Çoğu terk edişimizde, zafere bir kaç adım kaldığının farkında bile olmayız.Başarı yarışmanın kendisinden bir saniye daha fazla dayanabilirsek bizimdir.''

McDonald Valentine

23 Ocak 2012 Pazartesi

2 farklı belgesel aynı konu : Zaman

İki farklı ancak aynı temayı çok açık bir şekilde tasvir eden belgeseller  izledim: Birincisi Stephen Hawking'in kendi anlatımıyla işlenmiş olan Curiosity belgeseli; Hawking kendi yaptığı çalışmalara ve deneylere dayandırdığı evrenin oluşumu teorisini açıklıyor, ve inancını da katarak evrenin oluşabilmesi bir yaratıcıya ihtiyaç var mıdır sorusunu yöneltiyor. İlginç olduğu kadar,herkesin anlayabileceği bir dille açıklanmış olduğu için sürükleyici bir belgesel. Diğeri ise BBC yapımı Wonders Of The Universe, dört ana bölümden oluşan belgesel  her bölümde farklı bir fizik ve kimya yasasını ele alarak evrenin oluşum sürecini ve hayatlarımızın anlamını sorguluyor, ve yine  herkesin anlayabileceği bir şekilde akıcı bir dil kullanıldığı için mutlaka izlenmesi gerekenler listesinde. Bu yapıtlar inancınızı sınayacak cinsten ancak her neye inanırsanız inanın evreni biraz olsun anlamak ve nereden geldiğimize dair ipuçlarını keşfetmek için güzel bir fırsat. Yoğun günlük hayatın tüm o küçük ve anlamsız dertlerinin, ucu bucağı olmayan bir boşlukta nasıl da yok olduğunu görmeniz için bir uyarıcı niteliği taşıyorlar. Yine de benim en çok ilgimi çeken ve şaşırtan, zamanın tüm evren üzerinde oynadığı önemli rol. Zaman çoğumuz için kıymetsiz ve doldurulması gereken bir boşlukken, aslında üzerimizde ki rolü çok önemli. Önemsemediğimiz anlar, dakikalar ve geri döndürülemeyen günler,aylar ve yıllar. Zamanın bu tek yönlü ve değiştirilemez akışı, belki de  evrenin bize vermeye çalıştığı en anlamlı mesaj; yaşadığınız ve soluk aldığınız her anın ve şimdinin değerini anlamak. Daha fazla bu konuyu dillendirmeden bu iki belgeseli de izlemenizi tavsiye ediyorum.

10 Ocak 2012 Salı

Demokrasiyi kim öldürüyor?


                     

                   Demokrasi; ''yunanca; (Demos: Halk; Kratia: İdare, iktidar) Halk iktidarına dayanan hükümet şekli. Devlet iktidarını elinde bulunduranların, halkın çoğunluğunun iradesiyle seçildiği hükümet şeklidir.'' Kökeni Atina'ya dayanır. Aslında Atina'da demokrasinin tatbikatı çok daha dar bir şekildeydi, orada halkın sadece bir kısmı oy verebilirdi. Yani kanunlar elit bir kısımın oyu ile yapılıyor yine bir kişinin cezası bu kesimin oyu ile infaz ediliyordu. Tabi ki nüfusu çok az olan bir topluluk için bu yol belki de uygulanması açısından kolaydı. Bugünün toplumları çok daha kapsamlı bir demokrasi anlayışı ile yönetiliyor, belli aralıklarla yapılan seçimler ve bu seçimlerden çıkan delegeler,  halkın yerine bu kanunları ve cezaları uyguluyorlar.

         Türkiye'de ki demokrasi her zaman çok tartışıldı, çok çizildi ve konuşuldu. Yargı bağımsızlığından, laiklik anlayışına, milliyetçilikten devrimciliğe kadar her noktası ayrı bir tartışma konusu oldu. Ancak son zamanlarda Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana dokunulmayan ve eleştirilemeyen Türk Silahlı Kuvvetleri de bu dalgadan nasibini aldı. Balyoz ve Ergenekon davasıyla, askerin demokrasi üzerinde ki rolü sorgulanmaya dahası o rolün büyük ölçüde azaltılmasına sebep oldu. Verilen yargısal kararlar daima politik olarak nitelendirildi hatta bazılarına göre yargı fazlasıyla özgür kaldı. Türk Silahlı kuvvetleri kuruma karşı komplo kurulduğunu söylerken, aynı şekilde hükümet de kendisine komplo ve darbe girişimi suçlamasıyla askerleri teker teker içeri aldı. Şimdi herkes farklı bir görüşte; bir kısım TSK'yı destekleyip hükümetin askeri sindirmeye çalıştığını düşünürken, kimileri de Türkiye'nin kısa Cumhuriyet tarihinin darbelerle dolu olduğu gerçeğini düşünerek, yapılanların doğru olabileceğini savunuyor. Peki, kim doğruyu söylüyor? Hangi taraf haklı? Aslına bakarsanız burada haklı bir taraf olduğunu söylersek zaten direk olarak henüz yargılama süreci bitmemiş bir davanın sonucunu açıklamış oluruz ki, bunu yapmak ayrı bir suç olur, çünkü henüz kimse kesin bir suçtan ötürü hüküm giymedi  sanık sıfatıyla orada bulunuyorlar.


                Olaylara tarafsız bakabilmek zordur, çoğu zaman duygularımız bunu engeller ve taraf seçmemiz zorunluluğuna kapılırız. Ancak bunun gibi hassas bir konuda taraf olmak bence daha zordur, çünkü bir tarafta bu ülkenin hükümeti dururken diğer tarafta bu ülkeyi her türlü tehlikeden koruduğuna inandığımız bir kurum vardır. Ancak gelişen olaylar ve geçmişte yaşanan olaylara dayanarak yorum da bulunmak gerekirse, aslında bugün meydana gelenler tamamen güç ve gövde gösterisine dönüşmektedir. Bir taraf, belki de geçmişte yaşanan ve çok acı çekilen darbe dönemlerinin paranoyaklığıyla hareket ederken, diğer taraf bugüne kadar olan en sağlam ve güvenilir kurum olma imajını ve milletin yerine her zaman karar vermiş olmanın baskısı nedeniyle bu güç gösterisine katılıyor olabilir. Ancak burada iki tarafın kazanıp kaybetmesi tartışmasından daha önemli olan ve tüm bu olanlara karar vermesi gereken millet iradesi tamamen es geçilmektedir. Gelişmiş demokrasilerin aksine, yaşanan süreç tamamen milletin karar alma mekanizması dışında gelişmektedir. Bu bağlamda asker ve hükümetin aslında kendilerini var eden milleti görmezden geldikleri ve kozlarını paylaştıkları söylenebilir bu da bizi daha vahim bir sonuca götürür ki eğer durum gerçekten böyle ise, o ülkede ki düşünce ve seçme özgürlüğünden bahsedilemez. Mutlaka takip edenler vardır ancak çoğumuz bir sene içerisinde ne kadar kanun, yönetmelik ve tüzüğün değiştiğinden bir haber yaşıyoruz ve gerçekten de bunları takip etmek çok zordur. Hal böyle olunca da aslında yargıda ve mahkemelerde verilen birçok karara da şaşırmamız normal, çünkü resmi gazeteyi okumadıkça, sadece basın yoluyla bunların bir kısmını bilmek ancak mümkün oluyor. Sonuç olarak seçtiklerimizin bizler adına ne gibi kararlar aldığını tam olarak bilmiyor ve öğrenemiyoruz. Fakat bir çoğumuzun hayatlarını direk etkileyen bu kararları bilmememiz bizi sözde demokratik yapıyor ve yargı, asker ve hükümet üçgeninde yaşananlar da böylece bir sır gibi sadece olayları izlemekle yetinilen bir olay haline geliyor ve sonuçta hepimiz duygularımızla taraf olmayı seçiyoruz.


          Yine de bu durumu değiştirecek olan yine halkın kendisidir. Olaylara yabancı kalmamalı ve kendi seçtiğimiz ve bizim yerimize karar veren insanları takip etmek zorundayız. Kimilerine bu güvensizlik şüphecilik ve gözetmenlik gibi gelebilir ve eğer güvenmiyorsak niye seçildiler diye sorabilir. Ancak bu kararları veren kişilerinde insan oldukları gerçeğini düşünmeli ve haksız olan yerlerde kendi irademizi koyarak bu kararları değiştirme gücüne inanmalıyız. Sonuçta her kurum ve hükümet geçicidir ve insanlardan oluşurlar, ancak milletler daima var olacaklardır, bugünkü tartışmalar bir gün unutulacaktır ancak demokrasi kendi kaderine terk edilmeyecek kadar hassas bir olgudur ve ancak bir millet kendi iradesi ve özgürlüğüyle karar alıyorsa yaşamaya devam eder. Bu yüzden demokrasiyi yaratan da öldüren de milletin kendisidir.

2 Ocak 2012 Pazartesi

Yanlış Tanımak


     İnsan ilişkileri karmaşıktır. Basit gibi gözükür, birisiyle tanışmak, konuşmak ve belli bir süre sonra bir şekilde karşıda ki insanı tanımak… Fakat yapılacak en büyük hatalardan biri, birini çok iyi tanıdığınızı sanmaktır. İnsanlar, o zamana dek ortaya çıkmayan şartlar belirdiğinde bir anda çok farklı davranmaya başlayabilirler. Bu tür durumlarda o insanların değiştiğine ve bambaşka birine dönüştüğüne çok şaşırırsınız. Ancak aslında değişen insanlar değil, şartlar ve çevredir. İnsanlar değişmezler, onlara doğuştan verilen kodlar (DNA), ne ise insanlar her zaman o doğrultuda karar verirler ve hareket ederler, ancak şartlar dâhilinde bazen kendi karakterlerine ve kodlarına aykırı davranabilirler, bu da bizi insanların değiştiği gibi yanlış bir argümana götürür. Daha açık anlatmak gerekirse, mesela bütün Türkler Orta Asya’dan gelmiştir, X kişisi Orta Asya’da yaşamaktadır, o zaman X kişisi Türk’tür gibi yanlış önermeler insan ilişkileri içinde geçerlidir. Birkaç olaya ve o olaylarda ki davranışlarına göre bir insanın sonraki hareketi ancak tahmin edilebilir, kesin bir yargıya varılamaz. Bu da bizi önyargı ve önceden bilinebilirlik gibi yanlış çıkarımlara sürükler ve dahası, insanlar ve kendi hakkımızda geri dönülmez kararlara vardırır. Bu sebeple birini tanımak imkânsız da denebilir. Kişileri ancak bulundukları ortam ve koşullar içinde değerlendirerek, bir öngörüde bulunabiliriz. Çoğu insandan duymuşunuzdur, ya da siz bir başkasına da söylemiş olabilirsiniz ‘’ Seni bunca zaman hep yanlış tanımışım’’. Bu söz bile kendi içinde bir çelişki içermektedir.  İnsanlarla olan ilişkilerde hayal kırıklığı yaratan şey her zaman karşınızdakinin sizin düşündüğünüz gibi düşünmemesi ve davranmamasıdır ki bu da anlaşmazlık dediğimiz noktadır. Anlaşmazlıklar daha sonraları, yanlış tanıma yanılsamasına dönüşürler ve insanlar bu şekilde birçok ilişkisine sonra verir. Bunun örnekleri günlük hayatta binlerce kez görülebilir ve anlaşamayan insanların daha fazla arkadaş, sevgili ve ya eş olamayacaklarına inanabilirsiniz. Yine de ben, bir insanla olan ilişkinizi tamamen bitirmeden önce,  o kişinin de içinde bulunduğu şart, hal ve çevreyi göz önünde bulundurarak karar vermenizi öneririm. Bu psikolojik terminolojide ‘’empati’’ gibi havalı bir sözcük olsa da aslında kendinizi o durum ve şartlarda hayal edip, siz olsanız ne yapardınız demekten daha fazlası değildir.

Herkese iyi seneler.