Yaşamın Altın Sözleri

''Terk edenler asla kazanmaz.
Kazanan asla terk etmez.Bazı insanlar keyifle ıslak çalar. Hayatları muhteşemdir.Bazıları durmandan ağlar ve inler..Ben çocuklara hep aynı şeyi söylerim...Şikayet etmeyin ,itham etmeyin,açıklamaya çalışmayın..
Hayatın sloganı asla bırakmayacaksın'dır.Çoğu terk edişimizde, zafere bir kaç adım kaldığının farkında bile olmayız.Başarı yarışmanın kendisinden bir saniye daha fazla dayanabilirsek bizimdir.''

McDonald Valentine

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Zor İnsanlar


       Bazı insanlarla anlaşmak her ne kadar zor olsa bile, aslında çoğunun güçlü karakterinden ötürü kendilerine içten içe saygı da duyarız. Belli bir duruşları ve beğensekte beğenmesekte bir amaçları vardır o yüzden bu kadar zor ve anlaşılmaz olurlar.

       Kendime en yakın örnek olarak bu konuda babamı gösterebilirim. Çok zor bir adamdır gerçekten, bazı fikirlere çok kapalı ve kendi yöntemlerini tercih eden bir adamdır. Onun iyiliği için bile olsa, eğer kendi prensip ve ilkelerine ters geliyorsa asla bir konuyu ve fikri uygulamaya geçirmez. Bu açıdan zaman zaman ters de düşeriz. Ama her ne yapıyorsa yaptığının en iyisini yapar. Dış etkenlerden etkilenmez, kendi dürüstlük ve ahlak kuralları çerçevesinde olayları çözer, kendine has konuşma üslubu bazen çevresindekileri rahatsız eder ama pat diye içinden geçeni suratına söyler karşısındakinin, kimin rahatsız olup olmayacağı da umurunda değildir.  Bunu bazı insanlar görgüsüzlük olarak adlandırır ama aslında, saf dürüstlük bazen kaba olmayı da gerektirir. Bu sert görüntüsünün altında, herkese yardım eden bir adam vardır, onun zor olan tarafı kişiliği değil sahip olduğu değerlerin ulaşılmazlığıdır. Herkes aynı erdem ve değerlerden, kendini topluma beğendirmek adına vazgeçebilir, bu yüzden de biz uyum sağlayana iyi, diğerlerine de zor deriz.
En etkili liderlerin aslında en zor adamlar oldukları bu açıdan bakıldığında şaşılacak bir şey değildir. Onlara ulaşmak için gerekli olan çıkar çatışmasına girmek değil, işbirliği yapmaktır. En iyilerden bir şeyler öğrenmek için bazen onlarla tartışmaya da girmek gerekir ama burada asıl önemli olan yaptığınız işi gerçekten yapmak istediğinizi göstermek ve kendinizi o işe adamış olmaktır çünkü başarılı insanlar kendilerini adamış olanlardır. 

8 Temmuz 2012 Pazar

GELECEK 100 YIL



Nostradamus’u herkes bilir, ünlü hekim ve kâhin geleceği dörtlükler yazarak tahmin eder, bunu yaparken de sembolik ifadeler kullanır, aynı zamanda astrolog da olan Fransız, yaptığı tahminleri de gök cisimlerinin hareketlerine bağlar. Üstü kapalı bir ifade kullandığı için genelde hangi olay ve zamanı işaret ettiği pek anlaşılmayan Nostradamus, yeniçağ astronom ve astrologları tarafından kimi zaman eski kitapları derleyip tahminde bulunmakla suçlansa da, 16.yüzyıl okuyucularına ve daha sonraki kuşaklara o gizemi vermeyi başarmıştır. Ondan tam 3 yüzyıl sonra Jules Verne, yine bir Fransız, Aya Seyahat adlı eserinde, yani gerçek seyahatten tam bir asır önce, bu yolculuğu neredeyse kusursuzca tarif etmiş sadece roket yakıtı yerine barutu ateşleyici olarak öne sürmüştür. Yine aynı şekilde herkesin bildiği ''Denizler altında 20.000 fersah'' denizaltının icadından önce yazılmış ve yayınlanmış bir romandır. Bir bilimsel kurgu, hayal ürünüdür. Her iki bilgin ve yazarda, genelde ellerinde hiç bir kayda değer veri olmaksızın, kesin ve bir o kadar da doğru tahmin yapmışlardır. Her ne kadar Nostradamus, bunları üstü kapalı bile yapmış olsa, yaşadıkları dönem ve teknolojinin çok üzerine çıktıkları kesindir. Leonardo Da Vinci, aynı şekilde Rönesans döneminin en ünlü ressamlarından ve sanatçılarından biri olmakla kalmayıp aynı zamanda mucittir. Hazerfan Çelebi gibi o da kanatlı ve insanı uçuracak bir aygıtın tasarımını kuşların uçuş biçimlerini örnek alarak tasarlamıştır. Yine modern topların tasarlayıcısı olarak da anılır. İnsanın hayal gücü sınırsızdır derken belki de kastedilen bu; bir şeylerin ötesine bakabilme yetisidir.

Çağımız onların yaşadıkları çağdan çok farklı, bugün gidilemez her yere giden, her yere kablosuz iletişim teknolojileri götürebilen insan, bunun daha ne kadar ötesine geçebilir? Son 20 yılı veri olarak kullanırsak, gelişmeler inanılmaz derecede hızlı bir o kadar da düşündürücüdür. Bir 10 yıl kadar öncesine kadar parmaklarımızla dokunulan bir teknolojiyi hayal etmek bile zor iken, bugün sadece dokunmakla kalmayıp, sanal ortamda hareket bile etmemizi sağlayan cihazlarla tanışıyoruz. İnternetten alışveriş yapıyor, yüzünü bile görmediğimiz yüzlerce insanla iletişime geçebiliyoruz. Marsa insansız araçlar yolluyor, Güneşin yakından fotoğrafını çekiyoruz. Yerin altına kilometrelerce uzunlukta tüneller döşeyip, gözle bile görülemeyen cisimleri çarpıştırarak, belki de Tanrı'ya kafa tutmaya kalkıyoruz. Peki ya sonrası?

Eskiden kâhin ve hayal gücü geniş bilginlerin fikirleri geleceğe ışık tutarken bugün bu konuştuğumuz tüm teknoloji ve gelecek bir bilim dalı haline geldi. ''Futurist'' denen yani gelecekçiler, bundan sonra olacakları tam olmasa bile büyük bir kesinlikle tahmin edebiliyorlar. Ancak bunu yaparken, sadece hayal gücüne değil, ellerinde ki veri ve istatistiklere de bakarak tahmin yürütüyorlar. İşin ilginç tarafı ise bugün yine hayal bile edemediğimiz ölçüde uzak gelen cihaz ve olaylar aslında yapım aşamasındalar. Kendi kendine giden araçlar, internet gözlükleri, vücudumuzda ki herhangi bir organı yeniden üretebilecek hücreler... Bunların hepsi gelecek 50-100 yılın yeni teknolojileri olacaklar ve bize çok da uzak değiller. Bilimin böylesine hızlı ve keskin bir yol aldığı bir dönemde, hayallerimizi ve isteklerimizi sınırlı tutmamıza bir gerek yok. Gelecek hiç bir zaman tam olarak bilinemeyecektir, fakat her zamankinden daha yakın ve daha öngörülebilir gerçeğini de yadsımamak gerekir. Bu çağın ikilemi belki de ihtiyacımızdan daha fazlasını gerçekten öğrenmek isteyip istemediğimizdir...