Nostradamus’u herkes bilir, ünlü hekim ve kâhin geleceği
dörtlükler yazarak tahmin eder, bunu yaparken de sembolik ifadeler kullanır,
aynı zamanda astrolog da olan Fransız, yaptığı tahminleri de gök cisimlerinin
hareketlerine bağlar. Üstü kapalı bir ifade kullandığı için genelde hangi olay
ve zamanı işaret ettiği pek anlaşılmayan Nostradamus, yeniçağ astronom ve
astrologları tarafından kimi zaman eski kitapları derleyip tahminde bulunmakla
suçlansa da, 16.yüzyıl okuyucularına ve daha sonraki kuşaklara o gizemi vermeyi
başarmıştır. Ondan tam 3 yüzyıl sonra Jules Verne, yine bir Fransız, Aya
Seyahat adlı eserinde, yani gerçek seyahatten tam bir asır önce, bu yolculuğu
neredeyse kusursuzca tarif etmiş sadece roket yakıtı yerine barutu ateşleyici
olarak öne sürmüştür. Yine aynı şekilde herkesin bildiği ''Denizler altında
20.000 fersah'' denizaltının icadından önce yazılmış ve yayınlanmış bir
romandır. Bir bilimsel kurgu, hayal ürünüdür. Her iki bilgin ve yazarda,
genelde ellerinde hiç bir kayda değer veri olmaksızın, kesin ve bir o kadar da
doğru tahmin yapmışlardır. Her ne kadar Nostradamus, bunları üstü kapalı bile
yapmış olsa, yaşadıkları dönem ve teknolojinin çok üzerine çıktıkları kesindir.
Leonardo Da Vinci, aynı şekilde Rönesans döneminin en ünlü ressamlarından ve
sanatçılarından biri olmakla kalmayıp aynı zamanda mucittir. Hazerfan Çelebi
gibi o da kanatlı ve insanı uçuracak bir aygıtın tasarımını kuşların uçuş
biçimlerini örnek alarak tasarlamıştır. Yine modern topların tasarlayıcısı
olarak da anılır. İnsanın hayal gücü sınırsızdır derken belki de kastedilen bu;
bir şeylerin ötesine bakabilme yetisidir.
Çağımız onların yaşadıkları çağdan çok farklı, bugün
gidilemez her yere giden, her yere kablosuz iletişim teknolojileri götürebilen
insan, bunun daha ne kadar ötesine geçebilir? Son 20 yılı veri olarak kullanırsak,
gelişmeler inanılmaz derecede hızlı bir o kadar da düşündürücüdür. Bir 10 yıl
kadar öncesine kadar parmaklarımızla dokunulan bir teknolojiyi hayal etmek bile
zor iken, bugün sadece dokunmakla kalmayıp, sanal ortamda hareket bile etmemizi
sağlayan cihazlarla tanışıyoruz. İnternetten alışveriş yapıyor, yüzünü bile
görmediğimiz yüzlerce insanla iletişime geçebiliyoruz. Marsa insansız araçlar
yolluyor, Güneşin yakından fotoğrafını çekiyoruz. Yerin altına kilometrelerce
uzunlukta tüneller döşeyip, gözle bile görülemeyen cisimleri çarpıştırarak,
belki de Tanrı'ya kafa tutmaya kalkıyoruz. Peki ya sonrası?
Eskiden kâhin ve hayal gücü geniş bilginlerin fikirleri
geleceğe ışık tutarken bugün bu konuştuğumuz tüm teknoloji ve gelecek bir bilim
dalı haline geldi. ''Futurist'' denen yani gelecekçiler, bundan sonra
olacakları tam olmasa bile büyük bir kesinlikle tahmin edebiliyorlar. Ancak
bunu yaparken, sadece hayal gücüne değil, ellerinde ki veri ve istatistiklere
de bakarak tahmin yürütüyorlar. İşin ilginç tarafı ise bugün yine hayal bile
edemediğimiz ölçüde uzak gelen cihaz ve olaylar aslında yapım aşamasındalar.
Kendi kendine giden araçlar, internet gözlükleri, vücudumuzda ki herhangi bir
organı yeniden üretebilecek hücreler... Bunların hepsi gelecek 50-100 yılın
yeni teknolojileri olacaklar ve bize çok da uzak değiller. Bilimin böylesine
hızlı ve keskin bir yol aldığı bir dönemde, hayallerimizi ve isteklerimizi
sınırlı tutmamıza bir gerek yok. Gelecek hiç bir zaman tam olarak
bilinemeyecektir, fakat her zamankinden daha yakın ve daha öngörülebilir
gerçeğini de yadsımamak gerekir. Bu çağın ikilemi belki de ihtiyacımızdan daha
fazlasını gerçekten öğrenmek isteyip istemediğimizdir...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder